(Source: cheja)
(Source: cheja)
kötülük hehhehehhe.
Dünyanın anlamı kısadır,
Ama hikâyesi uzun ve çeşitlidir;
Sevmek ve sevilmek;
Öğrenecekleri var daha erkeklerin ve tanrıların,
Ve sayfaları çok sık çevirmelerinin
Pek faydası olmadı.
"— Ralph Waldo Emerson (1803–1882, ABD)
MaltHus’u okudun mu? Charles hayır anlamında başını salladı.”Ona göre Homo sapiens’in trajedisi,yaşama şansı en az olanların çok fazla üremeleridir.Yani evlilik için yaratılmadığını söyleme,oğlum.O kıza aşık olduğun için de kendini suçlama.O Fransız denizcinin neden kaçtığını biliyorum sanırım.İnsanın o gözlerde boğulabileceğini anlamıştı.”
Arkadaşımın biyolojik antropoloji için hazırladığı makale çevirisine yardımcı olurken aklıma birden John Fowles’ın Fransız Teğmen’in Karısı geldi.
Hayatımda okuyup da aynı anda birçok şey düşünebildiğim başka kitap var mı bilmiyorum. Kitabın en güzel yanlarından biri de bölüm başlarında bulunan birbirine bağlı alıntılarla size zor bir bilmeceyi çözdürüyormuş gibi hissettirmesi. Ayrıca melankoli ön safhalarda. Bu arada Biyolojik Antropoloji ile ne alakası var derseniz, romanın baş karakterlerinden Charles’ın biyolojik türlerle ilgili yaptığı araştırmalar. Kendisinin o zamanların burjivazi içinde ilgiyle karşılanan Darwinizm akımına olan ilgisi, kitabın içinde ayrıntılı olarak yer almakta. Fowles’ın yalnız aşk değil, her şey var ben de der gibi yazdığı, viktorya çağını en güzel işleyen kitaplardan biri olan FTK’da o dönem ki ingiliz burjivasini tam bir ezik, varoş, sonradan görme…
her neyse işte çok zevkli yani. 
ayrıca yaşadıklarını kadere bağlayıp sonunda imana gelen Charles da hepimize örnek olsun.
Sylvia Plath’inkendisi ile ilgili öğrendiğim ilk şey başını fırına sokarak intihar etmesi olmuştu. Yabancı şairlerle de aslında o zamanlar ilgilenmeye karar vermiştim. Kimse kusura bakmasın ama bana türk şairlerinin hayatları pek sıkıcı gelir. Zamanla hayranlarının ortaya attığı birkaç hikaye dışında hemen hemen çoğunun şiirlerini nasıl bir hal içindeyken yazdıklarını bilemeyiz. Ama yabancı şairler öyle değil, sanki sosyal medya o zaman da varmış gibi hayatlarının en ince ayrıntılarında o anda o eserleri nasıl ortaya çıkardıklarını rahatça anlatabiliyorlar. Mesela Sylvia Plath Bayan Lazarus’u yazdıktan sonra Limonlu kek yapmış. Ayrıca bu şiir yine hayatının normal anlarından birine denk gelen, meşhur intihar girişimlerinden birinin sonunda ortaya çıkmış.
Şimdi sizleri Lady Lazarus’un kendi sesiyle baş başa bırakıyorum. Ölüme kolay elde edilecek aşık gözüyle bakan bu muhteşem kadının, ölümle cilveştiği malum anlara gidiyoruz. (trtradyo stayla bu arada, fark etmedim sanmayın)
sanıyorum ağustos ayından kalma bir resim bu.
çektiğim gün evdekilerle biraz tartışıp sahile kaçmıştım.oruçlu başla sıcakta o kadar çok yürümüştüm ki tam bir yerlerde bayılacaktım ki kara bulutlar çıka gelmişti. o an nasıl dua ettim hatırlamıyorum ama yağmur nasıl gözyaşlarını saklıyorsa kara bulutlarda insanı böyle mutlu edebiliyordu. o günden sonra bizimkilerle hiç tartışmadım ayrıca. çok ilginç şeyler de oldu. teşekkürler kara bulutlar.
bu şarkı efsanedir bence.